Yaşamanın hafife alınır bir tarafının olmadığını öğrendiğimiz gün akıl-baliğ oluşumuzu takdir ettiğimiz gün olabilir. Akıl-baliğ olmak yani aklın leh ve aleyhindeki şeylere dair bir mizana dönüştüğünün ikrar edildiği güne ulaşmak. Yani teklife topyekun muhatap olmak. Gerçi fıkıh geleneğimizde akıllı olmak ve bulüğa erişmek farklı şeyler olarak ele alınır. Bir insan büluğ çağına erişmiş olsa dahi […]
Iskalamak bir şeyi, elden kaçırmaktır bir bakıma. Savaş sözkonusu olduğunda ıskalanmış düşmanların varlığı rahatsız eder bizi. Can pazarı sözkonusudur ancak bertaraf edemediğimiz her düşman bizim varlığımızı pazara çıkaracaktır. Iskalamak hayatımızı riske atmaktır tam burada. Iskalamak yani ortadan kaldırmak adına çektiğimiz tetiğin boşluğa düşmesi. Sıcak savaşdan uzak bir hayat yaşadığımız gerçeğiyle geçiriyoruz gerçi günlerimizi. Bu tecrübe […]
Sokrates derler, sokaktan çevirdiği insanların yakasına yapışırmış. “Yaşanmaya değer hayat ne?” diyerek onları bir nebze olsun yaşadıkları gerçekliği sorgulamaya itmek istermiş. Filozofun bu tavrı bize nakledilse de nihai olarak biliyoruz ki Sokrates halka yenilmiştir. Halka derken, düşünme melekeleri avami düzeyi aşamayan, ahlaki olarak nesne düzeyinde kalmış insan topluluğuna yenilmiştir. Bu cümlem bir halk yergisi değildir. […]
“Hep aynı boşluk” der Tanpınar. Günlüklerinde borçlarından yakınır, “Allah’ım bana bir yerden beş bin lira gönder” der. Batı’ya çok geç yaşta gidebildiğinden, bunun onda bir komplekse dönüştüğünden bahseder adeta. Tanpınar’ın sesi Türkiye’nin sesidir. Türkiye’nin derken, ideal Türkiye’nin değil elbet. Tüm çıplaklığıyla, derinliği, bir o kadar sığlığıyla Türkiye’mizin. Bugün Tanpınar üzerine çalışmalar son hız devam etmektedir. […]
İnsan biriktirmek derler, tüm maddi kıymetleri aşan bir hazineye tekabül eder. Emval sündürür ve süründürür zira insanı, oyalanmayı derinleştirir, kendinden uzağa, ücra bir yere sürgün kılar. Halbuki insandır insanın hikayesine kulak kabartan. İşitir, derinleştirir, demler insanı insan. Memuriyete henüz atıldığım günlerdi. Girdiğim mülakat sonucu bana ağır bir haksızlık yapıldığını, hakettiğim notun çok altında aldığımı düşünerek […]
Bir şeye ad koymak, o şeyi mücerretler âleminden çekip almanın, varlık hiyerarşisinde mâlum bir yere konumlandırmanın yollarından biri, belki de en önemlisidir. Zira adı olmayanın anısı da, bırakacağı izi de olmayacaktır. Amellerini bir hedef doğrultusuna koymak isteyen kimse, yaptığı işe bir ad vermek ister. Niyetleri birbirlerinin hayatlarında iz bırakmak, beraber bir yolculuk yapmak isteyen gençler […]
Zaman ele avuca sığmaz vasfıyla içinde olduğumuz, içinde olarak dünyayla bir irtibat kurduğumuz fânus. Bu fânus, kendisini aşmak için bize kendiliğinden bir yol açmıyor. İçindeyiz dâima ve kaçamıyoruz bu kıskaçtan. Hoş Batı düşüncesinde, Hristiyan bir çeperden Aziz Augustinus ve Yunan aklıyla Aristo’nun bu mesele üzerine kafa yorduğunu biliyoruz. İslâm düşüncesinde ise bu meseleyi filozoflar kadar mutasavvıfların […]
Her kafadan bir ses çıkıyor. Değerlere sarılıyorlar. Kahrediyorlar ve bolca kınıyorlar. Adalete olan inançlarını dile getiriyorlar sürekli. Sallandırılmalı katiller diyorlar. İdam yasası için imza topluyor halkın içinden olanlar. Herkes aynı sıkıcı şarkıyı terennüm ediyor: “Vatan elden gidiyor!” Vatan ne ki? Toprak parçası olsa gerek. Hayır, bu kadar basit olmamalı diyor öteki. Değerler silsilesine sahip çıkılarak […]
İnsanın varoluşu, hâtıralarını hatırında tutarak diğer varlıklarla bu yoldan bir irtibata geçmesi ile kıvamını bulur. Hâtıralarsa, zamanın “o an” içinde dondurulmasıyla meydana gelen ve bellekte izler bırakan kimlik parçalarıdır. Bu izlerin geleceğe taşınmasıyla tepkimelerle karşılaşılır. Geçmiş ve gelecek hattını nazar-ı itibara aldığımızda varolmak meselesi, yeryüzünde yer kaplamayı, bu kaplanılan yeri anlamlandırmaya ve bir yolculuğun içinde […]
Hayat akıyor. Biz kabul etsek de, etmeyerek bir tarafından tutup çekiştirsek de akıyor. Ve bu akışıyla da tecellilere maruz bırakıyor bizi. Kâh bast hâlidir kâh kabz hali tesiriyle sarhoş olduğumuz. Esasen içinde hayatımızı sürdürdüğümüz ontolojik zeminin hayatımızı yalnız kabz haline sabitlemek üzere kurulu olduğunu söylemek işten bile değil. Bu hâlin içinde bize ferahlık verdiğini zannettiğimiz […]
