86 views 10 mins 0 yorum

Okurla Baş Başa: Kitap Söyleşisi

In Söyleşi
Temmuz 28, 2026

Kitap: Putunu Kır ve Mütevazı Ol, Mecdi El-Hilali

  1. Kitabın yazarı ve içeriği ile ilgili kısaca bilgi verebilir misiniz?
    Tabii. Yazar, aslen tıp doktoru ve Mısır’daki İslami davet hareketinin önde gelen isimlerinden biridir.
    Kitabında ele aldığı konu ise gizli kibir ve mütevazılık. Okuyucuyu sürekli bir iç muhasebeye yönelten, amellerin niteliğini, ihlası koruma yollarını gösteren teşhis ve tedavi içerikli bir kılavuz eser olduğunu söyleyebilirim.
  2. Etkilendiğiniz bölüm(ler) var mı? Neden o bölüm(ler)den etkilendiniz? Alıntılarla destekleyebilirsiniz.
    Etkilendiğim bölümler var, evet. Uzun olacak biraz ama açıklayalım.
    Misalen etrafımızda -buna kendim de dâhil- bilgisi arttıkça kibirlenen çok fazla insan görüyorum. Kitapta tam olarak bu duruma, ilmin insanı nasıl kibirlendirdiğine dair harika bir alıntı vardı. Aktarayım hemen:
    Ebu Hamid el-Gazali şöyle der: “Kul, nefsiyle mücadele yollarını kullanarak, ilk olarak nefsini güzelleştirmek, kalbini temizlemekle başlayıp, bunun için uğraşmaz ise, özü kötü olarak kalır. O kişi bu durumda ilim öğrenmeye başlarsa, hangi ilim olursa olsun, bu ilim kötü bir kalp ile karşılaşır ve meyvesi de kötü olur. Bunun neticesinde de bu ilimden hayır çıkmaz. Kişiler ilmi muhafaza eder ve amaçları doğrultusunda kullanırlar. Onun için ilim, kibirli birinin kibrini artırır, tevazu sahibi birinin de mütevazılığını artırır (s. 40).”
    Kalp temizlenmeden öğrenilen ilim fayda vermiyor, aksine kibri besliyor. Kibirli bir davranışta ihlas olamaz, ihlası olmayan amel de binlerce sıfırın önündeki 1 sayısını kaldırmak gibidir. İlimden önce o ilmi taşıyacak kalbi temizlemek şart.
    Kitapta beni çok etkileyen bir bölüm daha vardı. Kimsenin eleştirilmeye tahammül edemediği, herkesin birbirini samimiyetsizce övdüğü şu çağda insanı uyaracak, kibrini kıracak hakiki bir dostun eksikliği… Yazar, kibri kırmanın en büyük ilaçlarından biri olarak “dostluk” kavramına dikkati çekiyordu.
    “Bu ilacın çeşitlerinden biri de: Bizden birimizin, kendisi için bir arkadaş edinmesi ve onunla nasihatleşmek üzere sözleşmesidir. Tıpkı Ömer bin Abdülaziz’in yapmış olduğu gibi. Dostu Müzahim’e şöyle demişti: Kuşkusuz yöneticiler, halkın üzerine gözetleyici tayin etmektedirler. Ben ise seni nefsime karşı gözetleyici tayin ediyorum. Benden yakıştıramadığın bir söz duyacak olursan veya hoşuna gitmeyecek bir hareket görecek olursan, bundan dolayı bana nasihatte bulun ve beni ondan alıkoy (s. 199).”
    Son olarak da gizli şirk kavramı… Düşünsenize kendinizi kibirli gördüğünüz an Allah’a şirk koşmak gibi büyük bir günaha giriyorsunuz ve bunu fark etmeden yapıyorsunuz…
    “Gizli şirke örnek olabilecek en önemli şirk, kişinin kendi nefsini övgü kaynağı olarak görmesi ve Allah’ın kendisine bağışladığı nimetlerin bizzat sahibi ve kendi mülkü olduğuna inanmasıdır (s. 26).”
  3. Sizce kitabın en dikkat çekici yönü nedir?
    Nitekim kibir, amelin ruhu mesabesinde olan ihlası büsbütün zedeleyen en büyük tehlikelerden biridir. Çünkü kibir, gizli şirk olan riya ile doğrudan beslenir. İnsanın büyük bir gayret ve emekle ortaya koyduğu amellerin kalbe sirayet eden kibir sebebiyle kıymetten düşmesi, tabiri caizse çer çöp olması demektir. Bu kitabın en dikkat çekici yanı; kibir mevzusunu ele alıp sorunu sadece sözde bırakmaması, kibre yol açan sebepleri sağlam diyebileceğimiz kaynaklarla tek tek açıklaması ve “Ne yapacağız?” sorusuna somut çözümler sunmasıdır.
  4. Okuduktan sonra aklınızda kalan en önemli detay? Anekdot, kıssadan hisse, özlü sözler…
    İyiliğin, ulaşılan nihai bir durak değil aksine bitmeyen bir öz eleştiri, mütevazılık ve çaba gerektiren dinamik bir süreç olduğunu düşünüyorum. Ne zaman “Ben zaten iyi biriyim.” yanılgısına kapılsam kendimi geliştirmeyi bırakmaktan ve hatalarıma karşı körleşmekten korkuyorum. Bu yüzden kendimden emin olmaya başladığım an kitapta Hz. Aişe’den aktarılan rivayet aklıma geliyor ve durup kendimi sorgulamaya gayret ediyorum. “Aişe radıyallahu anha’ya: Kişi ne zaman kötü biri olur, diye soruldu.
    Aişe radıyallahu anha: İyi biri olduğunu zannettiği zaman, cevabını verdi (s. 65).” Bazen yeni bir eşya veya hoşumuza giden bir durum içimizde kendini beğenmişlik duygusunu uyandırabiliyor. Bende oluşan bu hâli fark ettiğimde kitaptaki Hz. Aişe’ye ait olan başka bir rivayet beni kendime getiriyor. O kibri kırmak için infak veya vazgeçmek en güzel seçenek oluyor.
    Aişe radıyallahu anha şöyle diyor: Bir seferinde bana ait yeni bir yelek giydim. Elbiseye bakmaya başladım ve çok hoşuma gitti. Benim bu halimi gören Ebu Bekir radıyallahu anh; neye bakıyorsun? Hiç şüphesiz Allah sana bakmıyor! Dedi. Ben; “Hangi sebepten dolayı?” diye sordum. Bunun üzerine Ebu Bekir radıyallahu anh; “Biliyorsun ki, kişi takındığı bir süsten dolayı kibirlendiğinde, o süsten uzaklaşmadığı sürece Allah ondan nefret eder!” dedi.
    Bunun üzerine Aişe radıyallahu anha; “O yeleği çıkardım ve sadaka olarak verdim,” dedi. Bunu yaptığını duyan Ebu Bekir radıyallahu anh; “Umulur ki bu sadaka senin için yaptığının kefareti olur,” dedi (s. 32).
  5. Sevdiğiniz, yeni öğrendiğiniz veya farklı bir bakışla yaklaştığınız kelime/kavram oldu mu? Varsa nedir ve size nasıl bir bakış kazandırdı?
    Alışılagelmiş tanımlardan farklı bir şekilde tevazu kavramı açıklanmıştı. “Tevazu, evden çıktığında gördüğün herkeste senden üstün bir hasletinin olduğunu düşünmendir (s. 155).” Bu açıklanma şekli bana her insanı bir değer ve öğreti gözüyle görme bakışını kazandırdı. Yani dışarı adım attığım an, karşılaştığım herkesin benden üstün bir yanı olabileceğini hatırlamak insanları önyargısız izlememi ve kendi eksiğimi görüp mütevazı kalabilmemi sağladı ve sağlıyor.
  6. Kitabı sizin için özel kılan sebepler nelerdir?
    Kitabı benim için özel kılan sebep gelişimime katkıda bulunmasıdır. Nezdimde beni olgunlaştırmaya ve gelişimimi tamamlaya götüren her kitap özeldir. Bu kitabın da eksiklerimi, üstünü örtmeden ama incitmeden bana anlatması ve buna somut reçeteler sunması yerini özel kıldı elbette.
  7. Kitabı siz yazmış olsaydınız başka ne(ler) eklemek isterdiniz?
    Yazarın bahsettiği tevazu ve kibir ile bağdaşan kavramlar çok yerindeydi. Sadece tevazu ile vakar arasındaki dengeye de değinmiş olmasını isterdim. Çünkü her zeminde sürdürülen aşırı tevazu, zamanla zillet kisvesine bürünebiliyor. Konu doğrudan kendi nefsimiz, kendi şahsi kırgınlığımızsa başımızı öne eğip mahviyet göstermek tevazunun ta kendisidir. Lakin hedefe konulan şey biz değil de şahsımızda tecelli eden ilim, din yahut mukaddesat ise orada duruşumuz dimdik olmalıdır. Zira orada gösterilecek bir taviz, temsil edilen ulvi değerlerin de eğilmesi demektir. Tevazuyu zilletten ayıran o omurgalı duruş, tam olarak vakardır.
  8. Kitabın özünü bir cümleyle -edebî bir dille olabilir- ifade edebilir misiniz?
    Nasıl ki meyve ağacı olgunlaştıkça dalları eğiliyor, insan da kıymetli vasıflara sahip oldukça tevazuyla eğilmeli.

|Bu söyleşi Nedamet admini tarafından Bir Nedamet Okuru ile yapılmıştır.