İnsanı hayatta tutan büyük önlemler kadar küçük detaylar da vardır. İşçilikle planlanan büyük zamanların yanında saliseler de vardır. İşte bu mikro zamanlar-mikro detaylar milyonlarca hücre gibi çalışıyor. İnsanı örüyor.
Yolda bir anda seni duraksayıp cüzdanını, telefonunu yoklatan şeyin hayatında sebep olacağı dönüm noktasını, uyuya kalmana sebep olan yorgunluğun ya da derdin kurtarıcılığını belki hiçbir zaman hesap ya da fark edemeyeceksin. Aslında böyle bir şuura ihtiyacın da yok¹. Bir saate hükmettiğini zannetsen bile o bir saatin içinde hükmedemeyeceğin saniyelerin olduğunu ve bunların kaderini değiştirebileceğini bilmeye ihtiyacın var. Her şeyi verenin de alanın da her zerreye hâkim olanın kim olduğunu bilip iman etmen yeter.
Bu noktada itiraz eden kişinin 4:17’yi duyduğunda aklına hiçbir şey gelmemesi gerekir. Yoksa insan 4:17’yi neden hatırlar ki. Tarihte birçok olay ezberledik bir çoğunun yalnızca yılını biliyoruz, bir çoğunun yılını bile bilmiyor iken 04:17’yi bize hatırlatan şey acının büyüklüğü ya da yakın tarihli oluşu değil sadece. Bunun Allah’ın zihnimize kazıdığı bir şey olduğuna inanıyorum. Bu deprem günün içindeki bir zaman dilimininde gerçekleşseydi belki saatini bile bilmeyecektik. Zaten aynı gün daha fazla ilde hissedilen benzer şiddette 2. bir deprem oldu. Ben onun saat diliminden emin değilim mesela. Üstelik 1. depremde uyuyordum, 2. depremde araba kullanıyordum. Allah bunu zihnimize kazıdı ama nasıl bir dünyada kazıdı? İnsanlar; Siyonistlerin her şeye hâkim olduğunu düşünüp, gücüne boyun eğdiği bir dünyada, kendilerinin zamanın hâkimi olduğunu bağırıp bizi ele geçirmeye çalıştıkları bir dünyada dakikanın sahibi olduğunu hatırlatıyor Allah. Para ve güçlerinden ötürü zamanın hâkimi olduğuna ikna etmeye çalışanlar saniyelerin Rabbine iman edenlerin karşısında muzaffer olamayacak.
1: İnsanı, mucizelerin kendine iman vereceği zannına düşüren nedir? İnsanın dönüşüm için mucizelere ihtiyacı yok, sırlı kişiler, tuhaf rüyalar görmesine de gerek yok. Ak sakallı dedeyi görmek sana namazı sevdirmeyecek seni namaza da başlatmayacak. Sana bu hikayeleri anlatanlar da belki zarar verdiğinin farkında değil. Hayatı bu kadar romantikleştirmek ya da hayatın hakikatini istatistiklere ya da matematiğe indirgemek iyi değil. Yarın başlarım diyorsan şimdi başlaman gereken şeye ya da yarın bırakırım diyorsan şimdi bırakman gereken şeyi, yarın ölümden döndüğünü görsen bile yine bir başka yarına öteleyeceksin başlaman ve bırakman gereken şeyleri. O durumdan sonra yapmış olsan bile bu bir tevafuk ya da imtihan. Bu durumun türbede dönüp çocuğu olan ailenin türbeye bağladığı akıbetten pek bir farkı yok. Allah sana istediğini veriyor lâkin bunu kimden bildiğinle de seni test ediyor.
Mucizeler seni günah işlemekten alıkoymayacak. Acziyetlerim bana her gün birkaç mucize gösteriyor. Mucizeler iman verseydi benim Salihlerden olmam gerekirdi. Oysa ben hâlen “iman ettim demeyin…” ayetini kendi içimde aşamıyorum. Mucizelere şahit olmak güzeldir. Onlar güzel vesileler, hediyelerdir. İnsan bir araya dursun yeter bir çok şey mucize zaten.
Ayı bölen ulağın haberine ah ben şahit olacaktım
İşte o zaman görün siz bendeki Müslümanlığı
Bakmayın şimdi böyle günaha meyil harama gönül verdiğime
Ben oturaydım O’nun dibine olur muydum şaklaban
Sıkılmadık ümük bırakır mıydım azılı kâfirlerde
Her çakışımda bir sigara kundakladığım kibritim
Faiz ocaklarını vermez miydi ateşe
Hayır öyle değil!
İnnel insane le fî husr.
Maraş depremi sırasında ailesiyle ölümü iliklerine kadar hisseden arkadaşımı 3 gün sonra aradığımda duvarları patlamış o evi satma planlarını bana anlatırken buldum kendimi. Yine aynı dönemde o sarsıntıyı zerre hissetmeyen kilometrelerce uzakta serden geçip tövbe eden, evini, malını hediye eden insanlar gördüm, duydum. Bu depremden geriye kalan en ibretlik ders bu oldu benim için. Ve’l asr.
