Azizim, Bir akşamüstü sahilde yaptığımız gezintiyi hatırlıyor musun? Aydınlatma direklerini işaret ederek, “Düşünsene, kim bilir kaç insan kendisini orada asılı hayal ediyor, kaç insan hayatını o direklere asacağı günün ıstırabıyla yaşıyordur” diye sormuştun. O an için sana verecek cevap bulamamıştım. Çünkü ne demek istediğini ve bir insanın kendisini neden orada hayal edebileceğini zihnimde canlandıramamıştım. Şimdilerde […]
Selçukluların, fethettikleri yerlerde ilk faaliyeti mekânı Müslüman’ın yaşayabileceği duruma getirmekti. Selçuklular şehri insana benzetirdi. Şehri pislikten arındırmak için kanalizasyon çalışmaları başlatır, ardından insanı necasetten uzak tutmak için hamamlar inşa ederdi. Böylece şehri ve insanı Müslümanca bir yaşam için hazırlamış olurdu. Daha sonra ise ilim ve ibadetler için cami ve medreselerin inşâsına geçilirdi. Bu anlayış Selçuklularla […]
Kıskançlık, insanın sahip olduklarını koruma, elden çıkmasını engelleme ve bir başkasının tasallutundan emin kılma gibi durumlarda kapıldığı duygudur. İnsan; ailesini, malını, makamını, unvanını kıskandığı gibi düşüncelerini dahi kıskançlık malzemesi haline getirebilir. Sahip olduklarını kaybetme korkusu, şiddetli bir tedirginlik yaratır. Çoğu zaman bu duygu, aklın sınırlarını aşarak tehlikeli boyutlara varır. Elde ettiklerimizi korumak pahasına yapılmayacak şeyleri […]
Düşünce adamlarının sıkıcı, garip ve hayli yorucu tavırlarında gizlenmiş bir sorun var. Sürekli olarak tadımızı kaçırmak istiyorlar. İnsanları beğenmiyor, sinsice aşağılıyor ve tahkir ediyorlar. Aynı zamanda insanlık kavramının yüceliğinden de asla taviz vermiyorlar. Buna rağmen insanları terbiye etmekten, yalnızca onların işaret parmaklarını takip etmemizden başka bir çıkar yol da göstermiyorlar. *** İhsan Fazlıoğlu’nun naklettiği harika […]
28.12.2020 Bir kişinin belli zaman ve zeminlerde ortaya koyduğu üslup ve tavır, bize o kişinin hayata karşı durduğu cepheyi gösterir. Elbette hareket tarzları değişir ve üslup başkalaşır. Öncenin sonraya çaresizce boyun büktüğü anlar nihayetinde gelir. Tam bu noktada kişi kendindeki değişimin şaşkınlığıyla baş başa kalır. Kendindeki bu değişimi, değişimin kendi penceresindeki anlamıyla değerlendirmeye çalışır. Eğer […]
Zarûret, Kubbealtı sözlüğe göre “mecburiyet, zorunluluk” anlamlarına gelir. Mecburiyet ve zorunluluk hâli, seçme ve tercih yapma hakkının elden çıkmasıdır. Bu durumlarda kişi, alternatif bir yol düşün-e-mez ve yapılması gerekeni koşulsuz olarak yerine getirir. Felsefe, mantık ve kelam gibi ilimlerde ise zarûret, “herhangi bir çaba harcamadan kendiliğinden meydana gelen tasavvur, bilgi, hüküm” şeklinde tanımlanır. Aynı zamanda “kıyas, istidlâl (delîle dayanarak bir husus hakkında hükme varma), istikrâ (tümevarım), gibi […]
