Ne sen unut ne ben sonra diyeyim
Ne söylesem aynı günün akşamı
Senin sesinden düşledim hep bizi
İçli, derin, mütebessim
Damlalı
Aynı günün akşamı
İçinden acı geçirildi ihtiyaç kelimesinin
Filistin’li ve Filistin’siz mahluklar olarak
İkiye bölündük
İyi de oldu
Aynı günün akşamı
Sana ellerimle çizdiğim o resim var ya
Araya kaçmış don gibi bırakıldı
Üçer aylık sayfaların üstündeydi üstelik
Hiç olur mu?
Aynı yağmur yağıyor hep dünden beri
İki gündür buradayız belki de daha az
Biri dündü biri bugün yarın henüz gelmedi
Biliyorum hakkım da yok neden diye sormaya
Çare var mı, çare varsa yankısını duyursun
-Biri dündü biri bugün yarın henüz gelmedi!
Değişen bir şey oldu mu aslında
Sessizlikten başka bir iyelik miktarı
Bütün sessizlik sen konuş diye hazırlandığında
Adındaki direnişle geçtiğimiz yüzyıla
Allâh’ın adıyla başlar gibi kavradım adını
Aynı günün akşamı
İhmalkâr onayında çürümüş kadavraların
Bir güzelliğin öcünü alırcasına
Saf, temiz ve beyaz olan ne varsa
Sıçrayarak almış hevesini ondan çamur
Erkek yine erkektir nasılsa
Kadın ilk kez kadın
Daha yeni soyunulmuş ten kokusu
Ve sıcaklığı henüz gitmemiş giysilerde
Yığılıp kalmış sessizliğim
Lastiğim gevşek
İçim düğüm
Korkuyorum yanlış şekilde iyileşmekten
İyiyim demekten değil öyle zannetmekten
Bir gebe gibi
Dumanlı boru şarjörlerimi yenilerken
Unuturken kum saati olduğumu hep tersinden
Bir sene gibi
Niye çizdiğimizin anlaşılmıyor anlamı
Muhalefet olsun diye gavurlara
Altından değil de üstünden çizdiğimiz satırların
Hangi ağacı seyrettiğimizin
Her yangınla beraber gelen yağmurların
Boşver zaten haydi biz
Nasılsın sorusuna layık bir cevap bulalım
Her ne kadar umarsızca sorulursa sorulsun
Diyelim ki;
-Hamdolsun, aynı günün akşamıyım
Seni
Hangi ışığı sönük apartman gözünde
Yarasını özleyen kabuk gibi
Hangi sorunun cevabında bulmalı
Unuttun mu azaldıkça çoğalan şeyi,
Ait olduğu yeri arayan ne zaman usandı?
Desin ki;
-Ben de düşündüm bunu biliyor musun
Bir yanımı toplasam diğer yandan taşıyorsun
Desin ki;
Akıllım, n’için şemsiyeyi ters tutuyorsun?
Desin ki;
Biz o şarkıyı baştan yazdık biliyorsun
Aynı günün akşamı
Alnımın çatında ay ışığı
Saat gece iki on dokuz
İşlemiyor sanki zamanın kadranı
-Ne! Zamanın mı kadranı?
Şaka elbette, ne zamanı ne kadranı
Hasret yurdu, sen ki gönül yolu yordamı
Allâh’tan başkasının bilmediği parıltı
Biraz gülmen gerektiğini düşündüm
Gün yüzünü ihmal etme tamam mı
Sen sonsuz bir ikrama hazırlan
Avuç içlerinin kokusuna ben de
İkincisiz birinci’m
Gözlerinin elleriyle göğü elleyişinle
Haydi biz avcumuzda yanyanalaşalım
-Ağacı seyredelim
Tülden beyaz ruhunu mahzun yellere verme
hâfî
