Pek merak ederdim bu adamlar çok mu zeki diye, gördüm ki akademi camiasının üyesiyseniz düşüncelerinize “bakınız buradan aldım, şaibe yok!” anlamına gelen dipnotlarla geçerlilik kazandırırsınız. Paşa’nın çayırında otlayan ördeklerin anatomisi üzerine bir çalışma hazırlıyorsanız, bu çalışmada ortaya koyacağınız fikirler için bir dayanak noktası belirlemeniz gerekir. İşte, “Filanca akademisyenin bilmem hangi zamanda yapmış olduğu araştırmalar gösteriyor ki, Paşamız’ın çayırındaki ördeklerin tüyleri bilinenin aksine kırmızı ve tonlarına sahiptir. Buradan hareketle edindiğimiz bilgilere, bulgulara göre…” diye başlar, kendi fikrinizi o araştırmanın neticesine göre sistemleştirirsiniz.
Araştırmanızı okuyan diğer akademisyenler de ilk olarak, böyle demiş ama foyası var mı yok mu? Yani bilimsel kurallara riayet etmiş mi etmemiş mi, bunu gösteren işaretlerin peşine düşer. Dipnot kutucuklarına göz gezdirir, kaynakçanızı bir kuyumcu hassasiyetiyle tartarlar. Tecrübelerinin derinliğine göre literatürden faydalanıp faydalanmadığınız eserlerin bir eleştirisini yapar, “Eh hadi bu da böyle olsun” der geçiştirirler. Yine de dipnotta daha önce hiç adını bile duymadığı bir araştırmacının –yeter ki araştırmacı olsun- içeriğini dahi bilmedikleri çalışmasının referans gösterildiğini görürlerse, güvenilir bir çalışma ile karşı karşıya olmalarının verdiği rahatlığın kollarına bırakırlar kendilerini. Silsile böyle devam edip gider. Ama sonra ne olur? Başka biri çıkar ve sizin çalışmalarınızın tam tersi istikamette şeyler söyler ve bunu da başka birilerine dayandırarak kendi güvenli alanını oluşturmuş olur. Sonra kamplaşmalar, ekoller, okullar meydana getirilir. Filancalara göre böyledir, falancalara göre böyledir denilerek orta yol bulunmaya çalışılır fakat “Hangisi ulan!” sorusuna asla bir cevap verilemez. Çünkü bilgi pozitivisttir. Eğer yorumunuzu herhangi bir araştırmacıya dayandırdıysanız, kendinizi savunma hakkınız var demektir: “Biz böyle düşünüyoruz!” Akademik çalışmaların bilgiye olan katkısı bu şekilde ilerler.
Akademinin sosyal bilimler şubesinde farklı mı işler bu süreç? Genelde pek fark gözükmez. Yani tıptaki görüş ayrılıkları ne kadar ise tarihteki ya da felsefedeki ayrılıklar da o kadardır. Sosyal bilimlerde dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım söz konusudur. O da sosyal bilimler dediğimiz camiada kazanan, yalanı ortaya ilk atandır. Yalanı herkesten önce ortaya koyarsınız daha sonra binlerce insan bu yalanı değiştirmek, düzeltmek için onlarca yıl çabalar durur. Ama nafile… İsterse kırk dereden su içmiş, kırk fırının ekmeğini yemiş hatta falcıların rüyasında kırk takla atmış adamlarınız olsun fark etmez. İlk atan kazanmıştır bir kere. Birçoğumuzun yakından tanıdığı, eserleri ile zihin dünyasını kurduğu isimlerin birbirinden bağımsız hareket etmelerinin nedeni de aslında akademik kişiliklerinin rengiyle alakalı değil; hızlı bir çözüm için ara sokaklara dağılıp yalanı ayrı kollardan daha çabuk avlayacaklarına inanmalarıdır. Acaba öyle midir? İsim vermeye gerek yok. Fakat temel ilkeler bakımından aynı yolu yürüyen araştırmacıların sivri olanları asla bir araya gelmezler. Birbirlerinin tivitlerini bile beğenmezler. Gerçekliğin iddiasını taşırlar ancak yokluğun borusunu öttürürler.
İçinde olduğum sistemi niçin böyle anlatıyorum? Bu noktayı tartışmak benim için olduğu kadar meraklısı için de önemli olmalı. Geçenlerde bir vesile ile tartıştığımız “araştırmacı”, şairlerin ve düşünürlerin ifadelerinin akademide geçer akçe olmadığı, her ne kadar derinlikli olsa da ifadelerinin altında bir dipnot kutucuğu yer almadığı için onların hasıraltına gönderilmesi gerektiğini öne sürdü. Onların referans alınması bir güvensizlik oluşturacaktır dedi. Hem şair hem düşünür olanların ise adının bile anılmaması gerektiğini söyledi. Çünkü öylelerinin ifadelerinde hangisi gerçek hangisi düş ayırt etmek imkânsızmış. Şairden kopardıklarını kendine mâl edip parsayı toplayan araştırmacıların kitaplarını yakmalıyız. Onlar şairin çilesini sömüren ve akademik fantezisine feda eden muhannetlerdir. Eğer akademinin bu acımasız tavrına rıza göstereceksek pılımızı pırtımızı toplayalım ve akademik bilgiyi üretmesi için işi yapay zekâ algoritmasına havale edelim. Gerçekten ihtiyaç ise…
Müselman Cahit Servergil
