779 views 10 mins 0 yorum

Yaşayan Bir Dervişe, Geç Kalınmış Bir Fahriye

In Deneme
Mart 31, 2025

İnsan biriktirmek derler, tüm maddi kıymetleri aşan bir hazineye tekabül eder. Emval sündürür ve süründürür zira insanı, oyalanmayı derinleştirir, kendinden uzağa, ücra bir yere sürgün kılar. Halbuki insandır insanın hikayesine kulak kabartan. İşitir, derinleştirir, demler insanı insan.

Memuriyete henüz atıldığım günlerdi. Girdiğim mülakat sonucu bana ağır bir haksızlık yapıldığını, hakettiğim notun çok altında aldığımı düşünerek hayıflanıyordum. İstanbul kapıları kapanmıştı şimdilik. Taşraya dönüş zili de çalıyordu diğer taraftan. Tercihler açıklandı. Daha önce hiç ayak basmadığım bir şehrin, fotoğraflarına dahi denk gelmediğim bir ilçesine, sahil kasabasına götürmüştü beni kaderim. Kırk yaşında değildim, gençtim. Ama yine de vardır bunda da bir hayır diyerek yola revan olmuştum.

Kasabadaki ilk günlerimde meslektaşlarıma sorduğum ilk sorulardan biri “Burada bir kitapçı var mı?” idi. “Yok” cevabını aldığım için üzülmedim açıkcası. Ancak bu yokluğun harikulade bir biçimde üstünde, varlığı muştulayan bir ses işittim. “Ali Hışıroğlu” abi var burada. “Salih Mirzabeyoğlu’nun arkadaşlarından”. “Necip Fazıl üstadın yolundan”. Ali abiyi gıyaben tanıyordum. Herhangi bir eserini okumamıştım. Ancak telifatlarından da haberdardım. Çok mutlu oldum. İşte bir dost eli dedim, abi eli, babacan bir el burada demleyecek beni.

Ali abiyle ilk görüştüğümüz andan beri birbirimize inanılmaz derecede bir yakınlık hissettik. İlk zamanlar çok uğrayamadım yanına. Ama görüşmelerimiz sıklaşınca artık bu kasaba farklı bir çehreye bürünmüştü bile benim için.

Şimdi dönüp bakınca, Ali abiyi tanımama neden olan “not düşüklüğü” benim için bir hediyeymiş meğer. Bir buçuk sene hikayelerimize kulak vermişiz, yeniden ümitlenmişiz, saatleri bulan sohbetler, birlikte geçirilen vakitler, yolculuklar harika kıymetler biriktirmiş bende.

Ali abi bir derviş. Hayatımda onun kadar kendisini unutarak diğer insanların hayrına çabalayan bir insan görmedim. Kemal yaşını çoktan aşmış bulunan bu derviş, çocuklar Kur’an-ı Kerim’le hemhal olsun, dinleriyle irtibatlarını yitirmesinler diye daha önceden İstanbul’da kurduğu ve ciddi başarılara ulaşan amatör futbol kulübünü bu ilçede de kurmuş, bu vesileyle çocukları da demlemenin peşine düşmüştü. Yaptığı her işi ciddi yapan bu adam çocuklara hem spor yapmanın getirdiği disiplin ve ahlakı, hem de varlıkla derinden irtibata geçmenin yollarını göstermeye adanmıştı.

Bizim camialarda kendi insanına kulak kapama çok vardır. Hani işitmek için kulak kabartmak gerekir ya, bizde bu bir ihtiyaç olarak dahi hissedilmez çoğu kere. Otuz yılı aşkın bir süredir teliflerde bulunan; şiir, roman, tarihi araştırma ve düşünce kitapları yazan Ali abinin kalemi de birgün elbette hakettiği değeri bulacaktır. Batılı bir düşünür “Büyük sanatçılar eserlerini kendilerinden sonraki çağı içine kurarlar” der. İçinde yaşadığımız dönemdeki bu bönlük, bu neviden kıymetli eserleri ve isimleri, geleceğe ısmarlanmış görmeye itiyor beni.

Ali abiyle bir buçuk seneye yakın aynı ilçede ikamet ettim. Sık sık buluştuk, kitaplarının bir bölümünü sahafa çevirecek şekilde bir dükkan kiralamayı teklif etti. Sahaf kiralandı, lise öğrencilerinin kitap iştiyaklarını kamçılamak için özel uğraş verirdi. Tavrı bir öğretmen üsttenliğiyle değil, bir baba şefkatiyle bürülüydü hep. Maddi kıymetlerin nasıl da göz kırpılmadan yok sayılacağını, inanılan bir davaya kırk yılı aşkın bir zaman da geçse nasıl temizce, tazece bağlı kalınacağını, fikir ve tevazunun bir şahsiyette nasıl bütün olacağını ben ondan gördüm. Yaslandığı Büyük Doğu-İbda geleneğini öylesine güzel parıldatıyordu ki, insan sevilirse efkâr sevilirin bir temsiliydi. Salih Mirzabeyoğlu, vefat etmeden, bir gence kafası karıştığında soru sorabileceği, gidebileceği mercilerden birisi olarak Ali abiyi göstermişti. Ali abi de “Kumandandının” yolundan bir nebze olsun ayrılmadı. Bilfiil çilesini çektiği hiçbir şeyi bir gurur vesilesi yapmak yoluna da gitmedi. Ali abi yaşadığını yazmaktadır. Bir kitabında “Gerekçeli sevdalardan oldum olası nefret etmişimdir. Pazarlık virüsü bulaşmış aşklar, insanlık tarihi kadar eskidir.” Cümlesi geçmektedir. Elhak o gerekçe ve pazarlık kelimelerini davasına yaklaştırmamıştır. Efendimiz aleyhisselam’ın “İslam garip gelmiştir ve ilk garipliğine avdet edecektir. Gariplere müjdeler olsun” hadis-i şerifinin umuyorum muhataplarındandır. 

İlk kitabım “Modern ve Postmodern Kıskacında” onun fikir babası olduğu, halihazırda yürüyüşüne devam eden, beraber çıkarmakla mesrur olduğum “Son Kıvılcım” isimli kitap-dergi projemizin bir meyvesiydi. Kütüphanesi çok zengindi, modernlik üzerine sayısız kitapla karşılaşacağınız gibi edebiyat alanında dünyadan ve bizden mebzul miktarda klasiklerle de doluydu. Türkçe dizilmiş en güzel kütüphaneyi burada temaşa ettim. Çokca da hediye aldım bu kitaplardan. İşte bu ilk eserim de bu zengin kütüphaneye yaslanarak kendini bulabilmiş bir eserdi.

Kalabalıklardan hoşlanmadı hiçbir zaman, gürültü hassas ruhunda derin yaralar açardı. Bu yüzden değil mi İstanbul’dan kendi ilçesine, kendi kulübesi, Heidegger misali fikirlerini tertip ederek daha berrak bir şekilde ortaya koyacağı, yazacağı köy evine, doğduğu yere geri dönmüş idi. Yine bir kitabından, kendi cümleleriyle “Şakacıktan, yaşıyor gibi yapmanın emsalsiz tökezlemelerini kader deyip geçmenin rehaveti” yoktur onda. Hayatı ve yaslandığı dünya görüşünü her açıdan ciddiye almaktadır. Bugün baba evimdeki kitaplara göz gezdirirken “Yokluğum Bana Lazım” isimli edebi eserine tevafuk ettim ve okumaya başladım. İnsan bazen en yakınında olanın hakkını yeterince veremezmiş. Fikri yazılarının derinliğini bildiğim Ali abinin bu eseri vesilesiyle edebi dilinin de derinliğini farketmiş bulundum. Bu yazıyı yazmama neden olan şey, bende çok emeği bulunan bu güzel insanı henüz hayattayken, daha çok genç okurun tanıması düşüncesidir. Ben bu yazıyı kaleme alırken o muhtemelen yine masası başında metin yazmakla meşguldür. Yahut kimbilir son dönemde kaleme aldığı ruhi romanını gözden geçiriyordur. Bir insan yazmak eylemini nasıl hem bir geleneğe bağlı olarak hem de bu geleneği tüketmeksizin yaparı görmek isteyen onunla hemhal olmalıdır.

Bizde gelenektir, hayattayken kimsenin yüzüne bakılmaz, sözleri gürültüde kaybolur. Öteye hicret edince de kıymete biner. Arkasından methiyeler dizilir. Ali abimiz, Ali hocamız kendi memleketinde, fikir kulübesinde fikirlerini tertip etmeye devam etmekte. Yolu İnebolu’ya düşenler muhakkak onunla bir çay sohbetinde bulunmanın zevkine erişmeli, insan biriktirmenin güzelliğini onunla temaşa etmeli.  Bu güzel insana sağlıklı, sıhhatli ve daha nice eserler kaleme alacağı hayırlı bir ömür diliyorum Rabbimden. Biz gençlerin bir geleneğe tabi olması kadar bu geleneği parıldatan öncü abilere de çok ihtiyacımız var. Zira yaşantıya dönmeyen her nazar insanı akim kılar…

Fatih TEKİN

/ Published posts: 69

Nedamet'te yazar. Son Kıvılcım dergisinde editör. İlk kitabı "Modern ve Postmodern Kıskacında" 2023 yılında yayımlandı. Erzurum'la İstanbul arasında.