48 views 10 mins 0 yorum

Hakikatin Negatifi

In Öykü
Ağustos 26, 2026

“Eskiden, yani deyim yerindeyse “gerçek dünyada” yaşanırken Barthes fotoğrafın kesinlikle var olan bir şeyin kesinlikle yokluğuna tanıklık eden bir imge olduğunu söylüyordu. Sayısal fotoğraf ise henüz olup bitmemiş ancak yokluğu hiçbir anlam ifade etmeyen şeyi anında/gerçek zaman dilimi içinde gösteren bir imgedir.”

Jean Baudrillard, Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?

Uzun zamandır şehirde hiçbir şey olması gerektiği gibi durmuyordu.
Ayaklarımın altındaki zemin kaygandı. Binalar, en ufak sarsıntıda çökecekmiş gibi eğreti duruyor, kuşların uçuşu, sineklerin vızıltısı, uzaktan gelen motor sesleri — bütün bunlar, görünmeyen bir ipin merkezinden kopmuş ve birbirine dolanmış gibiydi.
İnsan bazen bir müşkülün karşısında uzun uzun durur. Sorunun ne olduğunu bilmez ama çözülmesi gereken bir şey olduğunu hisseder. Sokakta gördüğüm herif de öyle bakıyordu dünyaya. Sanki bütün bu düğümlerin nerede başladığını bulmaya çalışıyordu. Eşyanın enteransılığına ya da enteresan şeylerin eşyalığına duyduğum ilgi beni sabırsızlandırıyordu.
Bu ilgiyle elimdeki şipşak kamerayı ona doğrulttum.
Deklanşöre bastım.
Fotoğraf birkaç saniye sonra avucumda belirdi.
O sırada aklıma kelâm ilminden öğrendiğim ilk cümlelerden biri geldi: Eşyanın hakikati sabittir.
Bu cümleyi yıllardır zihnimin bir köşesinde taşıyordum. Dünya dağıldığında ona tutunuyordum. Bir şey bana yanlış görünüyorsa, bunun yanlışlığın kendisinden değil, benim bakışımdan kaynaklandığını düşünüyordum.
Çünkü dışarıdaki şeylerin, ben onları nasıl tasavvur edersem edeyim, kendi hakikatleri vardı.
Fotoğrafı elime alıp adama baktım.
Adam oradaydı.
Gerçekten.
Şu an kendime “Bu adam gerçekten var mı?” diye sorsam, bunun boş bir şüphe olduğunu düşünürdüm. Onu gözlerimle görmüş, fotoğrafını çekmiş ve fotoğrafı elimde tutuyordum.
Fakat fotoğrafa biraz daha dikkatli bakınca bir şey fark ettim.
Adamın yüzü netleşmiyordu.
Fotoğrafı ışığa tuttum.
Sonra çevirdim.
Tekrar masaya bıraktım.
Adam hâlâ oradaydı.
Ama fotoğraftaki adamın baktığı yer, az önce gördüğüm adamın baktığı yerle aynı değildi.
Başımı kaldırdım.
Adam birkaç metre ileride, hâlâ karşıya bakıyordu.
Fotoğrafa yeniden baktım.
Bu kez doğrudan bana bakıyordu.
Bir süre olduğum yerde kaldım.
Başımı kaldırdım.
Adam hâlâ karşıya bakıyordu.
Fotoğrafa baktım.
Adam yine bana bakıyordu.
Bu kez yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Yaklaştım.
Yüzünü daha önce bir yerde gördüğüme dair tuhaf bir his sardı beni. Ama bu, bir insanı tanımanın verdiği aşinalık değildi. Daha çok, yıllar önce okuduğun ve cümlenin kendisini değil de yalnızca sende bıraktığı hissi hatırladığın bir kitaba benziyordu.
Adam bana dönmedi.
“Affedersiniz,” dedim.
Cevap vermedi.
Biraz daha yaklaştım.
“Bir şey sorabilir miyim?”
Bu kez konuştu.
Dudakları kıpırdamadı.
Sesin nereden geldiğini anlamak için etrafa baktım.
Sokakta bizden başka kimse yoktu.
Adam nihayet bana döndü.
Yüzüne baktım.
İnsan hafızasının küçük oyunlar oynayabileceğini düşündüm.
Belki bu adamı daha önce görmüştüm. Belki fotoğrafı daha önce çekmiştim. Belki de kamerayı birine vermiştim.
Bunların hepsi mümkündü.
Mümkün olmayan tek şey, fotoğrafın içindeki adamın beni görmesiydi.
Çünkü ben o sırada fotoğrafın dışındaydım.
En azından öyle sanıyordum.
Fotoğrafa tekrar baktım.
Bu kez arka plandaki binalardan birinin penceresinde küçük bir hareket gördüm.
Yaklaştırdım.
Pencerede biri duruyordu.
Ben.
Elimde kamera vardı.
Fotoğrafı çektiğim yere bakıyordum.
Fotoğrafa biraz daha yaklaştım.
Penceredeki ben de fotoğrafa yaklaştı.
Geri çekildim.
O da geri çekildi.
Elimdeki fotoğrafı kapattım.
Sonra tekrar açtım.
Pencere boştu.
Rahatladım.
Tam o sırada adamın sesini yeniden duydum.
“Geç kaldın.”
Bu kez ses fotoğrafın içinden gelmişti.
Başımı kaldırdım.
Adam birkaç metre önümdeydi.
“Ne için?”
Sustu.
Sonra elini kaldırıp arkamı işaret etti.
Döndüm.
Sokak boştu.
Tekrar adama baktım.
Adam yoktu.
Elimdeki fotoğrafa baktım.
Adam fotoğraftaydı.
Bu kez bana sırtını dönmüş, sokağın sonuna doğru yürüyordu.
Fotoğrafı biraz daha yaklaştırdım.
Adam durdu.
Sonra başını çevirdi.
Bana baktı.
Bir adım daha attı.
Fotoğrafın içindeki sokağın sınırına geldi.
Ve fotoğrafın kenarında durdu.
Orada bekledi.
Sanki bir kapının önündeymiş gibi.
O an zeminin ayaklarımın altında hareket ettiğini hissettim.
Taşların sertliği kayboldu.
Sanki üzerine bastığım şey taş değil, daha esnek daha kırılgan parçalardı.
Kuşların sesleri birbirine karıştı.
Binalar eğildi.
Uzakta bir kapı kapandı.
Sonra aynı kapı tekrar açıldı.
Bir kez daha.
Bir kez daha.
Her şey, hatırlanmaya çalışılan bir rüyanın içinde olduğu gibi titremeye başladı.
Fotoğrafa baktım.
Kimyasal katman çözülüyordu.
Renkler birbirine karışıyor, sokak mürekkep gibi yayılıyordu.
Adam parmağıyla bir noktayı işaret etti.
Başımı kaldırıp baktım.
Kendimi gördüm.
Sokağın ortasında duruyordum.
Elimde kamera vardı.
Fotoğrafı inceliyordum.
Ben, kendime bakıyordum.
Bir süre ikimiz de kıpırdamadık.
Sonra fotoğraftaki ben başını kaldırdı.
Bana baktı.
Elindeki kamerayı kaldırdı.
Deklanşöre bastı.
Flaş patladı.
Bir anlığına her şey bembeyaz oldu.
Gözlerimi kapattım.
Açtığımda sokak yerli yerindeydi.
Binalar dümdüzdü.
Kuşlar uçuyordu.
Rüzgâr esiyordu.
Zemin sertti.
Fotoğraf elimdeydi.
Fakat fotoğrafın içindeki sokak artık benim bulunduğum sokak değildi.
Bir başka sokaktı.
Bir başka zamandı.
Ve ortasında bir adam duruyordu.
Elinde bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı dikkatle inceliyordu.
Yaklaştırdım.
Adamın yüzünü gördüm.
Benim yüzümdü.
Fotoğraftaki adam başını kaldırdı.
Bana baktı.
Ben de ona baktım.
“Eşyanın hakikati sabittir,” dedim, bir tesbihatı tekrar eder gibi.
Sesimin nereden geldiğini anlayamadım.
Fotoğraftaki adam da aynı anda söyledi:
“Eşyanın hakikati sabittir.”
Sonra fotoğrafın içindeki adam gülümsedi.
Ya da ben gülümsedim.
Bunu artık ayırt edemiyordum.
Kameranın merceğinden hafif bir çıt sesi geldi.
Bir fotoğraf daha çıktı.
Onu elime aldım.
Fotoğrafta, elindeki fotoğrafa hayretle bakan bir adam vardı.
Sokağın ortasında yalnızdım.
Rüzgâr dinmişti.
Binalar yerli yerindeydi.
Kuşlar uçuyordu.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Hakikat yerli yerinde duruyordu.
Yalnızca ben, artık fotoğrafın hangi tarafında durduğumu bilmiyordum.

Ömer Talha KAVAS

*Görsel: Pinterest kaynaklı droste etkisiyle oluşturulmuş rekürsif polaroid fotoğrafların birleştirilmesiyle oluşturulmuştur.

Bir yanıt bırak
You must be logged in to post a comment.