Bölüm -1- Bir hayli zamandır geceler uykuya düşmanBir hasm-ı celildir o ne devdir o ne küfran Galip gelemez nâmütenâhî çabalar daAlbız gibi dört bir yana sinmiş odalarda Bir gölge karanlık kuyudan korku çekerkenAçmak gözü erlik çağıdır bak henüz erken Gündüz gece çehremde müsâvîdir o uykuBin çolpa hasetten dahi kav’idir o uyku Mesrur geceden uykuyu azad […]
# Nice kalbe ihanettir sana sadakatimBu yersiz kehanettir vurulan nice kalbeNice kalbe darılırken ve sırıtırken hepAdını yazdım, adım yazılı nice kalbe. # Münhasır
Beşiktaşlı Yahya Efendi Hazretleri’nin “Evlenme Sultan Ol Yürü” redifli gazeline bir tehzil yazdık. Ama evvela Hazret’i dinleyelim; Yahya Efendi Hazretlerinin Gazeli: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün Alma gavgâ boşuna evlenme sultân ol yüriAğu katma aşuna evlenme sultân ol yüri Gez mücerred gözün aç olsun sana tag üsti bâgHabse salma sen seni evlenme sultân ol yüri Uyma […]
Fikir mengenesinde yurt tutmuş, kahır örsünde tav olmuş, “Hubb-i Fillah, Buğd-i Fillah” (Allah için sevgi, Allah için öfke) muvazenesine mevzi kurmuş zihinlerin kaynama noktası, “medeniyet” söylencesinin neye delalet ettiğini tam manasıyla kestirememiş olmasıdır. Tarih metodolojisine bir kaşı çatık halde agah bakan o şimşek habercisi gözler, “neden?” isyanını terk edip “niçin?” tahkikatını ve merakını kuşanmıştır. Çünkü […]
Biz raks-ı hurûfat-ı musarradan usandıkŞairlere memnudur o sahrâdan usandık Zahid nicedir cûş ile El-hamdü çekerkenBiz aşkla yanıp Es-sabr-u sübhâdan usandık Â’sârdaki hikmetli sözün Bürde’si düşmüşBiz hayli Mu’âllakat-u Seb’âdan usandık Laf rakkası âvâreyi baş tâcı edip deSultan-ı Sühan’dan ve de Yahyâ’dan usandık Mâşuklara burhan diye deryâları varmışBiz ehl-i kuyû ehl-i kumuz deryâdan usandık Münhâ sıra savmak […]
Sen yürürken ahesteKonak oldu keresteSuni altın kafesteBu yatan vücut mudur? Hasma çatık kaşındaHelal kokan aşındaOmzundaki başındaCesaret mevcut mudur? Çanakkale martındaSarıkamış sırtındaKülli Allah katındaVuruşan Davut mudur? Kurt maliki ormanınTam zamanı vurmanınKutlu Kızıl Elma’nınSınırı Beyrut mudur? Senindir bu gördüğünHem vurup hem öldüğünTürk’e savaşı düğünEyleyen barut mudur? Kanlı yatan utansınGünle batan utansınYahut Atan utansınO yüreğin put mudur? Yesevi’yle […]
Dudağımda hüzün bin yıllık emektirUluyan kurtlar aya haber salmışsa eğerYüreğim teyemmüme doymuş demektir. Bir başka eserken rüzgar bu akşamEle mehtap deyip de poyrazlar okşayamam. Heyhat! Bir bak cılız mıymış gönül kafesim?Efsus haramiler efsus.. döşümde yağma varNeylesem, ne desem duyulmaz ki sesimÂhım ulaşmaz dağlara, aşılmaz bu duvar. Dut yaprağında çınar gölge aramazUfkumda üç çizgilik katliam varYufka […]
Denir ki bir gün, Hassan Sabbah bir Türk Beyi’ni Alamut’a davet eder. Hakkınca ağırlar, her bir ihtiyacını giderir. Sinsi planı çoktur Sabbah’ın. Bu mert Türk Beyi’ni yanına çekmek niyetiyle türlü hünerini ve emrindeki fedailerin muhtelif yiğitliklerini ikrar ve teşhir eder. Nihayet, Alamut’un burçlarına çıkarlar beraber. Sözü alır Sabbah; “Benim fedailerim eşi bulunmaz birer cesaret nişanıdır. […]
“Zulmet-i ebr ile sebden seçemezler rûzuBöyle eyyâm-ı gâmın böyle olur nevrûzu”– Hâletî Bütüncül kabul görmek üzre kamuoyuna arz edilmiş her fikir, ufacık kırıntı mutabakatlarıyla siniyor muhatabının zihnine. Bu usulca sokunuş, zamanla fide veriyor, servileşiyor ve ihata ediyor bireyi. Bizler ideoloji diyoruz adına. Hiçbir ideoloji yoktur ki bütün bir kompozisyonu ve çağrısı baştan sona yanlış olsun. […]
Savulun, savulun!Söyletmen beni bir garip haldeyimYaslı toz kokan o velud beldeyimSöyletmen beni Allah’ın aşkınaGöz pınarının taştığı seldeyim Molozlar düşmüş iyâlim üstüneTek söz etmeyin melâlim üstüne Bırakın bırakın!Sükûtla teskin edeyim hıncımıProvokatör mü, hain mi, yancı mı?Söyletmen beni Allah’ın aşkınaPolitikaya rant etmen sancımı Enkaz altında sesim boğuk boğukSöyletmen beni burası çok soğuk Susun susun!Sesi gelmiyor Elifim’in sestenOyları […]
