6 Ramazan 1442 / Erzurum-Palandöken İnsanoğlu yazarak var olur diyebilir miyiz? Yazmaktan kastımızın ne olduğunu ortaya koyduktan sonra bu soru cevaplandırılmaya daha müsait olur. Yazmak yâni bir şeyleri zapt-u rapt altına almak, geçip giden zamanı dondurma teşebbüssü ve bu teşebbüsün verdiği cüretkarlıkla kaleme sarılmak. Elbette yazmayı kaleme hasretmeye itiraz edilebilir. Ama eğer bu düşüncelerimi ben […]
–NOKTALAMALAR– Olmaya bırakılmışlık diyor Heidegger. Batının 2500 yıllık tarihinin de bu “olmaya bırakılmışlık”a müdahale olduğunu söylüyor. Hoş kendisi bu müdahaleyi eleştiriyor da Hitlere destek olmaktan, Nasyonel Sosyalist Parti’nin destekçisi olmaktan çekinmiyor. Olmaya bırakılmışlık kavramını okuduğumda benim zihnimde tebellür eden şey fıtrat oluyor. Eşyanın tabiatı, değiştirilmezse, ona nazar doğru mevkiiden yapılırsa o eşya kendini açıyor. Tahakküm […]
Ak akçe kara gün içindir atasözü henüz çocukluk yıllarımızdan itibaren kulaklarımıza fısıldanan hakikatlerdendir. Hakikatlerdendir diyoruz çünkü onları var kılan vasatın bir seküler kültür değil; Kur’an ve sünnetten süzülen kültür olduğunu ikrar ediyoruz. Bu ikrarın farkına varmadığımız sürece atasözlerini anlamaktan uzak düşeceğiz. İlkokuldan başlayarak yıllar içinde atasözleri ile olan irtibatımız hiç şüphesiz ekserimizde giderek azalmıştır. Ki […]
Modern düşünceyi anlamlandırma uğraşında uğramamız gereken mevzilerden birisi de “Aydınlanma Felsefe”sinin kabaca ne olduğu meselesidir. Michael Foucalt modern felsefe nedir sorusuna “Modern felsefe iki yüzyıl önce arsızca ortaya atılan ‘Aydınlanma nedir?’ sorusunu yanıtlamaya kalkışan felsefedir.” şeklinde cevap vermiştir. Bir takım filozoflar Kilise’nin tahakkümünün bir sonucu olan ‘karanlığa’ karşı bir ‘aydınlanma’ peşine düşmüşler; varlığı anlamlandırırken de […]
Modern düşüncenin izini sürmek istiyorsak felsefenin modern dünyaya geçişte nerede durduğunu fehmetmemiz gerekmektedir. Zira geleneksel dünyadan modern dünyaya geçişte aklın merkezîleşmesi hususunda felsefe başı çekmiştir. 17. Yüzyıl felsefesi bu bakımdan ana hatlarıyla muhtasaran ele alınmalıdır. Batı düşünce tarihinde bilimsel gelişmelerin seyriyle beraber varlık, insan, tabiata bakışın değişiminde F.Bacon ve Descartes’ın felsefede izledikleri ve müdafaa ettikleri […]
Ehl-i hak der ki; eşyânın hakikatleri sabittir. Onları bilmek vâkidir. Bu ibarenin devamında kelam kitaplarımızda bunun üç yolla olduğu vurgulanır: Havas-ı selîme, sadık haber, akıl. En baştan bu tasrihatı yapmak tarihsel süreç içerisinde sofistlere bir reddiye olarak vâki olduğu gibi kelâm ilminin usullerinde dayandığı muhkem mevzileri de gösterir. Ne yalnız hissiyat ne haber ne de […]
Yarınımı anlamlı kılmak istiyorum. Yarınımı anlamlı kılmak için bugünümü doğru yere oturtmam gerektiğinin idrakine varmış bulunuyorum. Şu an yaptığım ‘ne’ ise ‘o’nu doğru ve güzel yapmanın yollarına tâlip olmalıyım. Ne var ki modern düşünce insan olarak bana ‘sâbite’ edinme imkanı tanımıyor. Eğer inşa edilecek bir ‘sabite’ varsa bunu kendi süzgecinden geçirmesi, küresel dünya için tehdit […]
İnsan olmak, unutmanın insan için felaket olduğunun ikrarına vasıl olmaktır. Unutmanın cazibesine karşılık tezekkürün ıstırabına katlanmak, bu ıstırabı azık edinmek kolay değildir. Unutmak, unutarak idrakten uzaklaşmaktır. Dikkat ile mücehhez olmanın anlamsızlaştığı yer, insanın şuurunu kaybetmeye yaklaştığı yerdir. Taha Abdurrahman’ın deyişiyle; “İnsan, unuttuğunu unutan varlıktır.” Elestbezmi’nde “emaneti” yüklenmeye talip olan ve imtihan dolayısıyla bu ân kendisine […]
İnsanoğlunun mevzulara bakışını ortaya çıkaran şey kavramlarla olan irtibatıdır. Kavramların kullanılışı ve tevcih edildiği yerlere göre mevzular anlamlanır. Dil hem bir zarf hem de mazruftur. Dille beraber insan kendisine bahşedilmiş sonsuzluğa mütemayil melekelerini “dile getirir.” Dile getirirken de vasıta olarak kullandığı şeyler kendisine bir sınır biçer. Witgensteinn boşuna “dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” dememiş. Müslüman için […]
